25 Eylül 2009 Cuma

neden?..

lap topun ve telefonun şarzı aynı anda bitti. olaydan bağımsız ve mümkünse biraz daha genel baktığımızda kent yaşamı denen kavram bizi buraya itti.

yaşam bulunduğu yerden bağımsız değerlendirilemez mi? köy-kent arasındaki fark mutluluk ve mutsuzluk arasındaki farkla bu denli paralel olmak zorunda mı???
yaşantımız önüne getirilen ve bir belirtisiz isim tamlaması oluşturan iki kelimeden biriyle _daha doğrusu onun toplumca kabul gören yansımasıyla_ izah edilecek kadar basit mi?

örneğin şu diyalog bire bir yaşanmak zorunda mı???
''
-hep saçma hayaller kurdum, bu dünyada kalıcı olmak istiyorum falan diye...
ne kalıcılığı? kim neyi umursamış ki!! senin sanatın benim için önemli, çünkü seni tanıyorum, benim için önemlisin ama o adam (karşıdaki evleri göstererek) umursamayacak! neden umursasın!
-''eğer burada değil de şöyle bir yerde (gecekonduları göstererek) yaşasaydık, ya da köyde.. bunları konuşmayacaktık. hiç bir manevi sorunumuz olmayacaktı, tek derdimiz bu sene yağmurun az yağması ya da amele ve tohum parasının beklenildiğinden yüksek çıkması olacaktı.
''


bu çıkarımı yapmak nasıl bir ukalalığın sonucu ???


ya da ''amerikan bağımsız sineması'' ( veya dizileri)ndeki hayatlara bu denli yakın şeyler yaşayıp, bu kadar yakın ilişkiler kurmak zorunda mıyız? _cevap olarak tüketim toplumu, küçük burjuva yaşamı vs mavalları duyar gibiyim_
önceden gerçek değil, diye kestirip attığımız kavramlar, yaşamlar, konunun öznesi diğer insanlar olunca samimi bulmadığımız, bin bir ön yargıyla yaftaladığımız her şey, özne birinci tekil şahıs olduğunda neden bu kadar gerçek?
bu farkındalık neden bu kadar acı?
kısaca neden gerçekler bu kadar acıtıyor???

öğrenmenin sonunun olmaması neden bir klişeyle sınırlı değil ve neden ''şimdiki aklım olsaydı'' lafı her daim geçerliliğini koruyor?

ilişkiler neden futbola benzetilebilecek kavramlar ve bu futbol neden o sevdiğimiz amatör ruh ve ona bağlı güzelliklerle dolu futbol değil de güce ve dayanıklılığa dayalı, içerisinde binlerce entrika girmiş endüstriyel versiyonu.
neden kuralları var? ve neden bu kuralları öğrenmemenin sonucu mutlak huzursuzluk??
ilişkilerde ve hayatın genelinde yapılması gerekeni değil de , içinden geleni, sistemin emrettiğini değil de ideallerinin gerektirdiğini yapanlar neden birleşip haklarını aramıyorlar? yoksa çok mu azlar? yoksa hiç denecek kadar mı az???

insanlardan uzaklaşmak,sevgisizlik, tahammülsüzlük, beğenmeme hali ve çoğaltılabilecek pek çok sonuç ego dan kaynaklanırken, insanlardan kaçış,(ve yine) uzaklaşmak ,(ve yine) sevgisizlik halinin kendine güvensizlik sonucu olması ne menem bir çelişki???

kent yaşamı bir anadolu insanında _feodaliteyi madden olmasa da bir şekilde halen yaşayan bir insanda_ eğreti mi duruyor?
ve bu gel gitler kendini sorgulamayı sürekli kılıp, akabinde de yeni bir mutsuzluğu mu doğuruyor??

sonuçta bu yazı bir ibrahim tatlıses şarkısıyla adaş hale geliyor?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder