Anca bir dost güldürebilir seni
Ama lamba onu da görmüyor işte
Egomu direklerle yorup kroşelerle sarsıyorlar
Bir teklifle devriliyor her şey
Gizli bir yudum alıyorum
Biz mezarlıkları böyle bilmezdik üstad!
Adam gibi ayrılıklar da varmış
Karakteriyle gidenler de
Ve görmediğin can yakıyor üstad!
Bir yere koyamadığın olmadık yerlerden çıkıyor
Fona kemanlar koyup şiirler yazdığın gidiyor da
O kalıyor üstad!
Böyle hayal etmemiştim hiçbir şeyi
Hayallere yaklaşınca utanacağımı düşünmezdim
Kaybolmak garip şey üstad!
Neler oldu
Nasıl oldu
Bu kemanlar neden susmuyor
Pank öldü ya
Arabesk kazık mı çaktı?
Gitmek bile yetmiyor sanki
Ve mezarlıklar pek de resmedildiği gibi değil!
Çiçekler konulduğu gibi soluyor,
Kekiği de anca makarnanın üzerine koyuyorlar
İspanyolca bir ihanet romanına ya da...
Biz kahvaltı yapmayı da bilmiyormuşuz be üstad!
Bir taksim geçiyor ki dağılıyoruz…
O zaman bu yudum benim şerefime,
Gerisi senin…
Şerefine!
(Romalılar insanlar için öldü demezlermiş, yaşadı derlermiş: VİXİT)
28 Ocak 2010 Perşembe
26 Ocak 2010 Salı
uykulu...
Olmuyor…
Bazen diyorum bir bulsam…
kendim kaybolmaya çalışırken
Ki çoktan kaybetmişim
Diyorum kalayım… ağır konuşuyorum.
‘geceler yalnızlığın ev sahibidir’ dediğim zamanları hatırlıyorum
Banklarda dostlara kötü şiirler okuduğumu
Dalgalara fon müziği diyecek kadar da arabesk değiliz çok şükür.
Yine de o banktaki reddedilmiş hayaller özleniyor sanki
Gelinen yer muallâk, istikamet muhakkak
Çelişki diz boyu
Nerden baksan tutarsızlık ha üstat?
Bach’a brutal vokal yapıyorum. Solo gitarda Orhan gencebay
Rüya değil
Uyusam böyle mi olurdu…
Hele ağlayabilsem…
Seni tanısam böyle mi olurdu…
Ne olduğunu görebilsem…
Evime zorla giren bir şizofrenin kazandırdıkları pek işlevsel değil
Atsan belki, satmak zor…
Şarkılar var mesela
Bi de ne var biliyo musun?
Dün nefret ettiğin yeri bugün özlemek,
Dün tiksindiğini deli gibi istemek
Yok yok…
Rüya değil.
Uyusam böyle mi olurdu.
Şarkının sonunu beklemezdim o zaman…
Şarkılar belirleyicidir üstad.
Ve dalgalar fon müziği falan değildir!
Bazen diyorum bir bulsam…
kendim kaybolmaya çalışırken
Ki çoktan kaybetmişim
Diyorum kalayım… ağır konuşuyorum.
‘geceler yalnızlığın ev sahibidir’ dediğim zamanları hatırlıyorum
Banklarda dostlara kötü şiirler okuduğumu
Dalgalara fon müziği diyecek kadar da arabesk değiliz çok şükür.
Yine de o banktaki reddedilmiş hayaller özleniyor sanki
Gelinen yer muallâk, istikamet muhakkak
Çelişki diz boyu
Nerden baksan tutarsızlık ha üstat?
Bach’a brutal vokal yapıyorum. Solo gitarda Orhan gencebay
Rüya değil
Uyusam böyle mi olurdu…
Hele ağlayabilsem…
Seni tanısam böyle mi olurdu…
Ne olduğunu görebilsem…
Evime zorla giren bir şizofrenin kazandırdıkları pek işlevsel değil
Atsan belki, satmak zor…
Şarkılar var mesela
Bi de ne var biliyo musun?
Dün nefret ettiğin yeri bugün özlemek,
Dün tiksindiğini deli gibi istemek
Yok yok…
Rüya değil.
Uyusam böyle mi olurdu.
Şarkının sonunu beklemezdim o zaman…
Şarkılar belirleyicidir üstad.
Ve dalgalar fon müziği falan değildir!
18 Ocak 2010 Pazartesi
you re so beautiful at night...
karışık her şey... sevmediğim kelimeler arasında karışık... ben de...
gidip gelişlerim karışık, en başta sebepsiz...
nakaratın dikine çıkan bir vokal... solo esnasında göz kırpıyor sanki... parayı tamamlamaya çalışıyorum... badigardın tersi pistir bilirim...
karanlığın özlemi bile yetiyor dağıtmaya.
o son kadehi soruyorsun di mi?
siktir et....
yanındakiyle aklındaki kesişti de ben mi içiyorum...?
ve post modern çilingir sofralarında mısır patlatıp bira açıyor annelerimiz bize
ilk yudumda şarkıyı başa alırım almasına da gerisi....
sen karanlıkta çok güzelsin ya...
ben ışığı mı özledim nedir...
yalpalayan kafalarda dik durmakta ısrarcı fikirler...
kırıcı, çirkin...
her şey istediğimiz gibi...
ve planlar tutmuyor..
mesela sen karanlıkta güzelsin...
bilmediğim bir şehirdeyim... anahtar desen çoktan kayıp...
düşünce aklıma sen; gözümün önüne ay geldi,
bitmesin istedim o düşüş... etrafımda insanlar, hiç birinin gözünü görmüyorum, orada bulunma amaçları sadece düşüşümü yumuşatmak, ben aya bakıyorum... ellerimi açmışım...
yorgunum... sen uzakta / karanlıkta...
güzelsin...
gidip gelişlerim karışık, en başta sebepsiz...
nakaratın dikine çıkan bir vokal... solo esnasında göz kırpıyor sanki... parayı tamamlamaya çalışıyorum... badigardın tersi pistir bilirim...
karanlığın özlemi bile yetiyor dağıtmaya.
o son kadehi soruyorsun di mi?
siktir et....
yanındakiyle aklındaki kesişti de ben mi içiyorum...?
ve post modern çilingir sofralarında mısır patlatıp bira açıyor annelerimiz bize
ilk yudumda şarkıyı başa alırım almasına da gerisi....
sen karanlıkta çok güzelsin ya...
ben ışığı mı özledim nedir...
yalpalayan kafalarda dik durmakta ısrarcı fikirler...
kırıcı, çirkin...
her şey istediğimiz gibi...
ve planlar tutmuyor..
mesela sen karanlıkta güzelsin...
bilmediğim bir şehirdeyim... anahtar desen çoktan kayıp...
düşünce aklıma sen; gözümün önüne ay geldi,
bitmesin istedim o düşüş... etrafımda insanlar, hiç birinin gözünü görmüyorum, orada bulunma amaçları sadece düşüşümü yumuşatmak, ben aya bakıyorum... ellerimi açmışım...
yorgunum... sen uzakta / karanlıkta...
güzelsin...
5 Ocak 2010 Salı
kuyruklu ay...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
