4 Mart 2010 Perşembe

becerilemeyen ebe...





Gökten gitmek yağarken sobeleyemezsen ayrılığı
zamansız dönüşlerin arkasına saklanabilir…
Yine de;
keşke kırgınlığım soyut olsaydı…


(vosvos minibüslerin ve gerçek vedaların özlemiyle...)

8 Şubat 2010 Pazartesi

uyaklı kargaşa...

şarkı farklılaşır
Yalanlar çoğalır
Bilinmeyen kelimelere sözlükten bakılır
jim pam e bayılır.
Uykusuz ve yorgun ve mutluyken kaçılır
Kaçınılır.
Örneğin pazıl yapıl(a)mayabilir.
Gülüp eğlenmek gerekir.
_Y ye dikkat edilmelidir!_

ozan keder gelir ve gider der
Gitmeyebilir.
Yeni hayaller edinilebilir
Sevgiye endeksli hobiler eğlencelidir.
Telefondan uzaklaşmak heyecan verir.
Yine de göz gezdirilmelidir.
Koşmak faydalıdır
fakat yorar.

_ r ler yarım kafiye.

(californication/ hank moody paralel derdosunda nick cave grief came riding der.
Ve yazı hiçbir zaman bitmemektedir.)
(ince ah muhsin ünlü izini anlyanlar lafım size; cansınız!)

4 Şubat 2010 Perşembe

farsça öğreniyorum...

Farsçada umut ne demek?
Bilmem…
Ne bilirsin ki zaten?
Neden buradasın o zaman?
Bilmem…
Ne bilirsin ki zaten?

Hiç bitmeyecek bu döngü…
belki kısır da değildir, hükmün peşini pahalı…

Farsça aşk nasıl yazılıyo?
Bilmem…
Orada da hayal kuruyo mu sevgililer?
Umudun kırıntısı bile para ediyo mu orada da…
Talep azaldıkça aşk….
Oofff!!!
Oranın rakısı nasıl asıl?

Sen klarnet çalmayı bilir misin?
Bilmem..
Mızıka desem çalardın ama…
Ankaranın en çok nesini seviyorum biliyo musun?
Bilmem…
Yakına gidememesini…
Nası yani?
Boşver…

Farsçada bekle nası deniliyo?
Ya da gitme…
İkisinden birini seç, kolayını öğren…
Kayalıklardaki dostlar selamı sabahı kesmiş…
Ağlamak lazım…
‘’ağlama’’ nası deniliyo?
Uyumak lazım…
Farsçada akşam nası deniliyo???

Bir kadın sesi…
Uzak…
Güzel…
Kadın, yakın…
Güzel…
Adam yorgun…
Edepsizliğe bile takati yok…
Sevişirken başkalarını düşünmenin kentli hüznünü idrak edemiyor…
Özgürlüğün anlamı mı değişti…
Sahi Farsçada nasıl deniyor?

Gel desene…
Adının bağımlılığına koyvereyim kendimi…
Koşuşunun çıplaklığına…
Sarhoşluğunun kolaylığına…
dostların bilinmezliğine…
Yüzünün kapanışına…
Kedilerinin adına…

Hayal taksimi başlasın…
Nevadan…
Ben çıkamam kimse konuşmasın!

Ciğerim potluk yapıyor…
Beynim dar!
Sen desem…
Bilmiyorum…
Gitme diyebildirsene!


(iş bu kelime, cümle, şekil, şemal topluluğunun gerçek dünyadaki edebi dallardan hiçbiriyle uzaktan yakından ilgisi yoktur. şiir sanıp yargılamaya kalkmayın...)

28 Ocak 2010 Perşembe

VİXİT!

Anca bir dost güldürebilir seni
Ama lamba onu da görmüyor işte
Egomu direklerle yorup kroşelerle sarsıyorlar
Bir teklifle devriliyor her şey
Gizli bir yudum alıyorum
Biz mezarlıkları böyle bilmezdik üstad!
Adam gibi ayrılıklar da varmış
Karakteriyle gidenler de
Ve görmediğin can yakıyor üstad!
Bir yere koyamadığın olmadık yerlerden çıkıyor
Fona kemanlar koyup şiirler yazdığın gidiyor da
O kalıyor üstad!
Böyle hayal etmemiştim hiçbir şeyi
Hayallere yaklaşınca utanacağımı düşünmezdim
Kaybolmak garip şey üstad!
Neler oldu
Nasıl oldu
Bu kemanlar neden susmuyor
Pank öldü ya
Arabesk kazık mı çaktı?
Gitmek bile yetmiyor sanki
Ve mezarlıklar pek de resmedildiği gibi değil!
Çiçekler konulduğu gibi soluyor,
Kekiği de anca makarnanın üzerine koyuyorlar
İspanyolca bir ihanet romanına ya da...
Biz kahvaltı yapmayı da bilmiyormuşuz be üstad!
Bir taksim geçiyor ki dağılıyoruz…
O zaman bu yudum benim şerefime,
Gerisi senin…
Şerefine!




(Romalılar insanlar için öldü demezlermiş, yaşadı derlermiş: VİXİT)

26 Ocak 2010 Salı

uykulu...

Olmuyor…
Bazen diyorum bir bulsam…
kendim kaybolmaya çalışırken
Ki çoktan kaybetmişim
Diyorum kalayım… ağır konuşuyorum.
‘geceler yalnızlığın ev sahibidir’ dediğim zamanları hatırlıyorum
Banklarda dostlara kötü şiirler okuduğumu
Dalgalara fon müziği diyecek kadar da arabesk değiliz çok şükür.
Yine de o banktaki reddedilmiş hayaller özleniyor sanki
Gelinen yer muallâk, istikamet muhakkak
Çelişki diz boyu
Nerden baksan tutarsızlık ha üstat?
Bach’a brutal vokal yapıyorum. Solo gitarda Orhan gencebay
Rüya değil
Uyusam böyle mi olurdu…
Hele ağlayabilsem…
Seni tanısam böyle mi olurdu…
Ne olduğunu görebilsem…
Evime zorla giren bir şizofrenin kazandırdıkları pek işlevsel değil
Atsan belki, satmak zor…
Şarkılar var mesela
Bi de ne var biliyo musun?
Dün nefret ettiğin yeri bugün özlemek,
Dün tiksindiğini deli gibi istemek
Yok yok…
Rüya değil.
Uyusam böyle mi olurdu.
Şarkının sonunu beklemezdim o zaman…
Şarkılar belirleyicidir üstad.
Ve dalgalar fon müziği falan değildir!

18 Ocak 2010 Pazartesi

you re so beautiful at night...

karışık her şey... sevmediğim kelimeler arasında karışık... ben de...
gidip gelişlerim karışık, en başta sebepsiz...
nakaratın dikine çıkan bir vokal... solo esnasında göz kırpıyor sanki... parayı tamamlamaya çalışıyorum... badigardın tersi pistir bilirim...
karanlığın özlemi bile yetiyor dağıtmaya.
o son kadehi soruyorsun di mi?
siktir et....
yanındakiyle aklındaki kesişti de ben mi içiyorum...?
ve post modern çilingir sofralarında mısır patlatıp bira açıyor annelerimiz bize
ilk yudumda şarkıyı başa alırım almasına da gerisi....
sen karanlıkta çok güzelsin ya...
ben ışığı mı özledim nedir...
yalpalayan kafalarda dik durmakta ısrarcı fikirler...
kırıcı, çirkin...
her şey istediğimiz gibi...
ve planlar tutmuyor..
mesela sen karanlıkta güzelsin...
bilmediğim bir şehirdeyim... anahtar desen çoktan kayıp...
düşünce aklıma sen; gözümün önüne ay geldi,
bitmesin istedim o düşüş... etrafımda insanlar, hiç birinin gözünü görmüyorum, orada bulunma amaçları sadece düşüşümü yumuşatmak, ben aya bakıyorum... ellerimi açmışım...
yorgunum... sen uzakta / karanlıkta...
güzelsin...

5 Ocak 2010 Salı

kuyruklu ay...



dileğimiz mor külhanidir abiler...
kuyruk tamam da yıldız falan kesmez...

öyle şeyler düşleriz ki...
ay.. ay..!


(alıntı malum... üstada selam... göreme de hoş bi beldemizdir tabi...)